Dadanizm/Interview

Thank you to Dadanizm for this wonderful interview./Dadanizm’e bu güzel röportaj için teşekkürler! https://dadanizm.com/yine-yeniden-90lar-populer-kultur-kitap/

“Sekiz bölüm yaparız, arkadaşlarımız dinlese yeter” diyerek yola çıkan İlker Hepkaner ve Sezgin İnceel, Yine Yeni Yeniden 90’lar podcast’iyle 70 bölüm kaydettiler, sayısız röportaj ve ödülle hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaştılar. Sezen Aksu’yu, Björk’ü, Madonna’yı, Beyoncé’yi, Nez’i de konuştular; kadın müzisyenlerin protest şarkılarını da, müzik endüstrisindeki iptal kültürünü de…

Hepimizin iç çekip uzaklara bakarak andığı 90’ları ve nostalji sevdamıza farklı bir gözle baktılar. “Durun, hayır. 90’lar dikensiz gül bahçeleri sunmadı” diyerek özellikle kadınların ve LGBTİ+’ların üretimlerine ve maruz bırakıldıkları ayrımcılığa da dikkat çektiler.

90’ların kültürel tarihinde kadınların ve LGBTİ+’ların yerini dinleyicilerine gösteren Yine Yeni Yeniden 90’lar şimdi yolculuğuna bir kitap olarak devam ediyor. ‘‘Söz uçar yazı kalır’’ sözünden hareketle bu kez karşımızda yazılı bir kaynak var.

2019’dan beri podcast dünyasında 90’lar ve müzik endüstrisine dair sorulara cevap arayan Yine Yeni Yeniden 90’lar Türkçe pop müziğin hayatımızdaki yerini yeniden düşünme serüvenine bu kitapla devam ediyor. Hepkaner ve İnceel, bu kitapla podcast’te konuştuklarını, araştırma ve düşünce dünyasında kalıcı bir hale getirdi. Ancak kitap, birebir bir transkripsiyon değil. İkili sıfırdan bir çalışma yaparak, yer yer yeni araştırmalarla yeni bir metin oluşturdu.

Yine Yeni Yeniden 90’lar podcast yolculuğunu tamamladı -tabii mikrofon başına dönmeleri bir Eurovision’a da bakar!- ancak dinleyici ve okurlarıyla kurdukları bağ devam edecek. Biz de Yine Yeni Yeniden 90’lar’ın beş yıllık macerasını ve çiçeği burnunda kitabını Hepkaner ve İnceel ile konuştuk.

Yine Yeni Yeniden 90’lar ilgililerinin merakla takip ettiği bir podcast serisi. Söz önemli ancak sözün uçmadan yazıya aktarılması da bir o kadar önemli. Podcast’ten kitaba uzanan bu yolculuk nasıldı? Bir kitap yayımlamaya nasıl karar verdiniz?

İlker: Biz podcast’i yapmaya başladığımızda çok büyük hedeflerimiz yoktu. Sekiz bölüm yaparız, arkadaşlarımız dinlese yeter, dedik. Fakat podcast dinlendikçe ve dinleyicilerimizden olumlu tepkiler aldıkça gördük ki 90’lara ve nostaljisine eleştirel bakmak genel dinleyicilerin ilgi gösterdiği ve hatta kimi zaman eksikliğini duyduğu bir konu. Ben akademiyi bırakmış olsam da o dünyadaki tartışmaların genel okuyucu ve dinleyici kitlelerine ulaştırılmasını oldukça önemsiyorum. Kitabı bu yüzden yazmak istedik. Podcast’te konuştuklarımız, araştırma ve düşünce dünyasında kalıcı bir hale ancak kitapla gelebilirdi. Bu noktada kitabın beş sene ve 69 bölüm boyunca yapmak istediklerimizi yazıya dökmesi ve bu yolculuğa kalıcı bir nokta koyması gibi bir görevi oldu.

Sezgin: Podcast mecrası ve internet sağ olsun, artık günümüzde söz de kolay kolay uçmuyor. Podcast ile amacımız, geriye sesli bir arşiv, bir kayıt bırakmaktı. Sanırım bunu başardık. Ancak sonra, “Bunun bir de yazılısı olsa fena olmaz mıydı?” diye düşündük. Bunu yaparken konuştuklarımızı birebir transkripsiyon yapmadık. Sıfırdan bir çalışma yaparak yer yer yeni araştırmalarla bir metin oluşturduk. Yani benim için podcast ve kitap iki çok farklı arşiv çalışması ve ürün oldu.

Podcast’ten farklı olarak bu kitapta neler bekliyor okuyucuları? Sizin hedefiniz neydi?

İlker: Hedefimiz sadece dinleyicilerimizin değil, 90’lara ilgi duyan herkesin severek okuyacağı, iyi araştırılmış, güzel örneklerle desteklenmiş bir kitap hazırlamaktı. Bu yüzden podcast’te işlediğimiz konular üzerine yeni bir metin yazdık. Yani kitap, podcast’in transkripsiyonu değil.

Kitapta işlediğimiz konular kısaca şöyle: “Kötü” kadınlar, protest şarkılar, muğlak anlar ve LGBTİ+’ların 90’lardaki yeri ve imaj. Yine Yeni Yeniden 90’lar her zaman sırtını araştırmaya ve teoriye dayayan bir podcast oldu. Kitapta ise bu araştırma işini biraz daha genişlettik. Bine yakın gazete küpürünü arşivlerden toplayıp bunların arasından seçtiklerimizi kitaba koyduk. İşlediğimiz konular hakkında kitapta 90’lar medyasının görsel bir kaydını da bulabileceksiniz.

Kültürel tarih, kadınlar ve LGBTİ+’lar olmadan yazılamaz.

90’lar bir yönüyle hâlâ dillere pelesenk olan şarkıları, birbirinde hareketli mekanları ve gece hayatıyla hatırlansa da madalyonun öteki yüzü de var. Kadınların, LGTBİ+’ların o dönemde de ayrımcılığa ve eril dile maruz bırakıldığını görüyoruz. Tarih yazımı da bu durumdan azade değil… Sizce bu kitap, tarih yazımı ve hafıza konusunda nasıl bir yerde duruyor?

İlker: Kitabımızın tarih yazımı ve hafıza konusunda yapmak istediği birçok şey var. Birincisi 90’ların kültürel tarihinde kadınların ve LGBTİ+’ların yerini göstermek. Bu tarihin onlarsız yazılamayacağını göstermek. Buna ek olarak hafıza pratiklerinde bir yenilenme öneriyoruz. 90’lar güzel hatırlarken o günlerin sorunlarını görmezden gelmememizin bizim için daha iyi olacağını söylüyoruz. Hafıza pratikleri, nostalji, tarihe yeniden bakmak kötü şeyler değil ancak onların esas amacı bugünü anlamak, bugünkü sorunlara bir çözüm bulmak. Biz de bu kitapla diyoruz ki geçmişe bu bakış geleceği inşa ederken bir işimize yarasın. Geçmişten dışlanan kim varsa onların da katıldığı, daha eşitlikçi, daha kapsayıcı bir geleceği hep birlikte yaratmamıza yardımcı olsun.

Sezgin: Sevgili Demet Özdemir, yaklaşımımızı güçlü bir politik müdahale olarak ve Sara Ahmed’in terimiyle biraz da killjoy (keyif bozucu) olarak yorumlamıştı, ve bu tanım benim çok hoşuma gitmişti. 90’larla ilgili söylenen çok şey var, ancak çoğu, benim gördüğüm kadarıyla, anaakım anlatının dışına çıkmıyor. Biz ise “Biz de oradaydık; bizim de yaşadıklarımız var, bizim de hikayemiz en az sizinki kadar değerli” diyerek yola çıktık. Amacımız hem anlatmak hem anlamak hem de kendimiz için bazı şeyleri yeniden yerine oturtmaktı.

İkiniz de farklı disiplinlerden geliyorsunuz. Uzun soluklu bir yol arkadaşlığınız olsa da bu işbirliği kitapta nasıl devam etti merak ettik. Kitabın metodolojisine dair neler söylemek istersiniz?

Sezgin: Podcast, haftalık ya da iki haftalık ritimlerde ilerlediği için o süreçte birbirimizle çok iç içeydik. Hem dostluğumuz derinleşti hem de beraber iş üretme konusunda kendimizi geliştirdik. Kitap ise daha uzun bir zamana yayılan; yer yer doğrudan iletişimde olmasak bile metin üzerinden sürekli birbirimizden haberdar olduğumuz bir süreç oldu. Metinde, podcast’te kullandığımız neşeli ama eleştirel tonu yakalayabilmek için çok uğraştık. Bu konuda editörümüz Sevengül Sönmez ve ekibinin katkılarını yadsıyamayız. Sonunda hem akademik hem de rahatlıkla okunabilir bir iş çıkardığımızı düşünüyorum. Umarım okuyucular da beğenir. İlker Kültürel Çalışmalar, bense Müzik Pedagojisi alanlarından geliyoruz. Metodolojik olarak ikimizin de farklı disiplinlerden gelmesinin avantajlarını kullandık. O yüzden kitapta vaka çalışmaları, queer feminist teoriler üzerinden okumalar ve fenomenoloji gibi farklı metodolojiler gözlemlenebilir. Bunun yanında bir de konuşma balonları ekleyerek kendi fikirlerimizi, anılarımızı ve o sanatçının, olayın ya da şarkının bize hatırlattıklarını yazdık.

Nostalji tatlığına biraz acı biber

Sizin de programda sık sık bahsettiğiniz bir konu nostalji. Hatta dinleyiciler kadar müzisyenler üzerinde de bu eski şarkılar, eskisi gibi hissetmek gibi baskılar olduğunu biliyoruz. Öte yandan geçen sene global müzik dünyasında Chappell’den Sabrina Carpenter’a yeni ve genç isimlerin yükselişte olduğunu gördük. Nostalji sevdası biraz olsun duruluyor diyebilir miyiz yoksa bu isimlerin başka “sırları” mı var dersiniz?

Sezgin: Nostalji, ağızda tatlı bir his bırakıyor; birçoğumuzun 90’ları hatırladığı yer tam da bu şekerli tat aslında. Biz ise podcast’te o tatlıların içine biraz acı biber koyduk. Ama bir yandan da, “Bu tatlılardan tamamen vazgeçmemiz gerekmiyor, sadece kendimize dürüst olalım” dedik. Madonna’nın Madame X turnesinde de kullandığı James Baldwin’in bir sözü şöyle der: “Artists are here to disturb the peace.” (Sanatçılar, huzuru bozmak için buradadır.) Bu ifade, sanatın yalnızca güzellik ya da eğlence yaratma aracı olmadığını, aynı zamanda yerleşik düzeni sorgulama, rahatsız edici gerçekleri görünür kılma ve toplumsal değişimi teşvik etme işlevi taşıdığını hatırlatır. Bizim nostaljiye bakış açımız da bu sözden ilham alıyor: Sözde huzuru bozarak gerçek huzuru aramak.

Yeni ve genç isimler ise her dönemde vardı ve olmaya devam edecekler. Yeni ile eskinin arasındaki, bazen gergin bazense birbirine karışan o dinamik de hep var olacak—hayatın kendisi gibi. Ve bazen bu sohbetin çok güzel ürünlerini hep birlikte tüketebiliyoruz.

Kitapta yanıt aradığınız sorulardan biri de özel radyo ve televizyonların açılmasıyla patlayan Türkçe pop müziğin, dönemin siyasal ve kültürel aktörleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğu. Bugün özelinde bu soruyu nasıl yanıtlarsınız?

Sezgin: Bugün Türkiye’de yaşamadığım ve popüler kültürü ne yazık ki sadece uzaktan takip edebildiğim için bu soruyu cevaplamakta zorlanıyorum. Ancak, 90’lardan bu yana değişen iktidarlar, teknolojik gelişmeler ve müzik dinleme alışkanlıkları gibi birçok faktörün bu alana mutlaka etkisi olduğunu düşünüyorum. Günümüz müziğinin yapım aşamasındaki erişilebilirliği benim çok hoşuma gidiyor. Eskiden sadece büyük stüdyolarda yapılabilen kayıtlar, artık oturma odalarında yapılabilir hale geldi. Örneğin, Billie Eilish’in abisiyle beraber yatak odasında kaydettiği When We All Fall Asleep, Where Do We Go? albümü, Grammy dahil birçok ödül kazandı. Ayrıca, yaptığınız müziği streaming mecraları sayesinde insanlara ulaştırmak için artık karmaşık dağıtım kanallarına da ihtiyaç yok. Birçok müzisyen, şarkılarını uygun fiyatlarla bağımsız olarak dağıtabiliyor. Ancak, şimdi de iş streaming platformlarının sanatçılar ve plak şirketleriyle kurduğu ilişkilere dayanıyor. Örneğin, hangi listelere hangi şarkılar, hangi kriterlerle giriyor? Bunları kim seçiyor ve bu kişilerin vasıfları neler? Ne yazık ki bu süreçlerin çoğu pek şeffaf değil ve birçok müzisyen bu konuda kafa karışıklığı yaşıyor. Günün sonunda, belki de 90’larda özel televizyon ve radyoların (sonradan itiraf ettikleri gibi) belli firmaların sanatçılarını para karşılığı daha çok çalması gibi durumların yerini, bugün streaming platformlarının tam olarak bilmediğimiz algoritma politikaları almış durumda.

Kitap yayımlandığında okurlarla bir araya geldiniz. Dinleyici ve okurlarınızla buluşmanız nasıldı, nasıl tepkiler aldınız?

Sezgin: İstanbul’da önce Sevengül Sönmez moderatörlüğünde Frankeştayn Kitabevi’nde, ardından da Arın Arıman moderatörlüğünde Mecra’da hem söyleşili hem de partili iki farklı buluşma gerçekleştirdik. İkisi de benim için inanılmaz heyecanlı ve duygusal geçti. Yıllardır hayalini kurduğumuz bu buluşmaları nihayet gerçekleştirmiş olmak ve dinleyici ile okuyucularla ilk kez bu şekilde bir araya gelmek benim için tarifsiz bir deneyimdi Etkinliklerden sonra İlker’e dönüp, “Bu kadar ünlü olduğumuzu bilmiyordum!” dedim. 🙂

İlker: Bu etkinliklere ek olarak İzmir’de Yakın Kitabevi’nde bir imza günü gerçekleştirdik. Sezgin çoktan Almanya’ya dönmüş olduğu için bu etkinliğe ben tek başıma katıldım. Ben İzmir’de doğup büyüdüm, Yakın Kitabevi’nden aldığım kitaplarla entelektüel temelimi attım. Gençliğimde böyle önemli yeri olan bir kitabevine imza günü yapan bir yazar olarak dönmek harika bir histi. Oraya gelen okuyucuların tepkileri de kendime “iyi ki bu işi yapmışız, iyi ki podcast yapmaya ve yazmaya devam ediyorum” dememe sebep oldu.

Sezgin & İlker: Buluşmalarımız henüz bitmedi. 16 Ocak’ta Münih’te, 22 Şubat’ta ise Berlin’de birer imza günü ve söyleşimiz gerçekleşecek. Buna ek olarak önümüzdeki aylarda KaosGL’nin Queer Akademi Ağı’na konuk olacağız.  Bizlerle çevrimiçi ya da yüz yüze bir araya gelmek isteyen tüm okuyucu ve dinleyicilerimizle buluşmak istiyoruz.https://www.instagram.com/reel/Cn7E_jOgwXQ/embed/captioned/?cr=1&v=14&wp=1200&rd=https%3A%2F%2Fdadanizm.com&rp=%2Fyine-yeniden-90lar-populer-kultur-kitap%2F#%7B%22ci%22%3A0%2C%22os%22%3A2381.099999964237%7D

Şarkı sözlerindeki cinsiyetçi ve homofobik ifadeler sizin de sık sık gündeme getirdiğiniz bir konu. Son günlerde özellikle rap müzik ve müzisyenler üzerinden dönen bir tartışma var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

İlker: Bu konudaki tartışmayı biraz sevinerek izliyorum. “Sonunda!” gibi bir tepki verdiğimi söyleyebilirim. Bu konuyu biz daha önce Hazal Sipahi’nin programı Mental Kilitoris ile 2020 ve 2023 senelerinde ortak yaptığımız bölümlerde tartışmıştık. Şarkı sözleri kültürel dünyadaki diğer öğelerin yaptığı gibi hayatımızı, davranışlarımızı, ilişkilere bakışımızı derinden etkiliyor. Türkiye’de kadın cinayetleri bu noktadayken kadına şiddeti savunan hiçbir kültürel ürün için “Amaan şarkıdır geçer, dizidir biter” diyemeyeceğimizi düşünüyorum. Ancak pop müzik sadece kötü örnekleri barındırmıyor. Kitapta işlediğimiz protest şarkı geleneği bugün devam ediyor ve kadınların, LGBTİ+’ların ve her türlü ezilen grubun direnişinde güçlendirici etkileri olabiliyor. Onların rap şarkıları varsa, bizim de Durma Yürüsene’miz var!

Sezgin: Şarkı sözleri ile toplumun ilişkisi, bence çift taraflı bir etkileşim içinde ilerliyor. Hangisinin hangisini önce etkilediğini söylemek bazen imkansız. Ancak bu sözlerin görünür kılınması ve tartışılması kesinlikle çok değerli.

Popüler kültür kimilerince hor görülen hatta bazen küçümsenen bir alan. Oysa ki toplumu anlamak için ne kadar önemli olduğu ortada. Söz konusu müzik endüstrisi olunca sizin podcastiniz ve Şokopop belgeselleri dışında  kapsayıcı kaynaklar olmadığını görüyoruz maalesef. Siz kaynak konusunda zorlandınız mı, nelerden beslendiniz?

Sezgin: Yurt dışında bir sanatçı için bir belgesel yapıldığında, arkasında büyük bir arşiv çalışması olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki bizde, bazı kanalların kendi arşivleri bile yok. Örneğin, Okan Bayülgen’in zamanında yaptığı programların arşivlerinin olmadığını duyduğumda çok üzülmüştüm. Biz, internetin derinliklerinden kütüphane arşivlerine kadar ulaşabildiğimiz tüm kaynaklardan beslenmeye çalıştık. Ancak eminiz ki bizim ulaşabildiğimizin çok daha fazlası mevcut, fakat erişilebilir değil. Umarım bu tür yapımlar çoğaldıkça, arşiv bilinci de gelişir ve en azından günümüzden geleceğe daha fazla kaynak bırakabiliriz.

İlker: Hem podcast’i yaparken hem de kitabı yazarken özellikle yazılı basın arşivlerinden yararlandık. Bu konuda en büyük darbeyi daha beş sene önceye kadar internetten ulaşabildiğimiz kimi gazete arşivlerinin artık erişilemez hale gelmesinde yedik. Ancak yılmadık. İBB Taksim Atatürk Kitaplığı’ndaki gazeteler hâlâ duruyor, oralarda yapılan arşiv taramasıyla kitabı son haline getirebildik. Sezgin’in dediği gibi TV arşivleri konusunda büyük bir soru var. YouTube ve Dailymotion’a ne yüklendiyse onu kullanmak durumunda kalabiliyorsunuz. Umarım bu konudaki eksiklik bir an önce fark edilir ve Türkiye’de kapsamlı bir TV arşivi kurulur.

Yine Yeni Yeniden 90’lar’ın önümüzdeki günlere dair başka duyuruları var mı?

İlker: Yine Yeni Yeniden 90’lar kitapla birlikte bitiyor. Tamamen artık bu podcast’i yapmayız demiyoruz, ancak kitabın bu beş senelik serüvene güzel bir nokta koyduğunu düşünüyoruz. Ancak bu değil ki bir daha asla mikrofonlara dönmeyeceğiz. Müzik dünyasında çok önemli bir şey olursa biz de bir anda geri dönebiliriz. Mesela Türkiye Eurovision’a dönerse biz sessiz mi kalırız? Sanmıyorum. Bu sırada kendi işlerimizle meşgul olmaya devam edeceğiz. Ben Alican Acanerler’le yeni bir podcast’e başlıyorum mesela. Sütçüoğlu Apartmanı adını verdiğimiz bu podcast’te 2000’lerin sevilen dizisi Avrupa Yakası’nı inceliyoruz ve bu dönemi mizah ve televizyon üzerinden anlamaya ve dinleyicilere anlatmaya çalışıyoruz. Buna ek olarak edebiyat çalışmalarım devam ediyor. Hatta yeni bir romana başladım ve bu size sürpriz olmayacak ama onun da içinde bol bol müzik var.

Sezgin: Sekiz bölüm diye yola çıktığımız iş, 70’e yakın bölüm, sayısız röportaj ve ödüllerle birlikte sonunda bir kitaba dönüştü. Yine Yeni Yeniden 90’lar bizim bebeğimiz ve kesinlikle hep öyle kalacak. Dinleyici ve okuyucularla kurduğumuz bağın da devam edeceğine inanıyorum. Ancak bazen, konular gereksiz uzamadan ve tadı kaçmadan noktayı koymak gerekiyor. İkimiz de podcast dışında oldukça aktif insanlarız ve öncelikli olarak bu işlerimize devam edeceğiz. Benim müzik çalışmalarım şu anda çok aktif bir şekilde ilerliyor. Bu yıl Kaktüs, Kedi vs. isimli bir albüm çıkarıyorum ve single’lar şimdiden yayınlanmaya başladı. Dileyenler buradan şarkılara ulaşabilirler. Bunun dışında konserler ve projelerle ilgili gelişmeler için sosyal medyada takipte kalabiliriz 🙂 Ayrıca bu yıl, üç farklı kitaba konuk yazar olarak katkı sundum. Bu kitapların çıkışını ben de heyecanla bekliyorum.

Leave a comment